100 Years of the Republic of Turkey: Turkey’s Standing in the International System - Politics Today

Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılı: Türkiye’nin Uluslararası Sistemdeki Durumu – Politika Bugün

ABD ve bazı Avrupa “müttefiklerinin” Türkiye’ye karşı uyguladığı resmi veya fiili silah ambargoları ve ekonomik yaptırımlar, Ankara’yı dengeli bir politika arayışına yönlendirdi. Türkiye’nin bu arayışlar çerçevesinde Rusya, Orta Doğu ülkeleri ve Asya ülkeleri ile ilişkileri arttı, bu durum Batılı “müttefiklerini” rahatsız etti, ancak uluslararası siyasi sistemin çok kutuplu yapısı Ankara’nın denge politikasını kolaylaştırdı. ABD ve Avrupa ile Rusya ve Çin arasındaki güç mücadelesinin yoğunlaşması, Türkiye’ye baskı yapmalarını engelledi, çünkü Türkiye bağımsız bir dış politika izlemek için rahat olmayan adımlar atmaktan çekinmiyor. Ayrıca, Türkiye’nin ekonomik kapasitesini arttırması ve savunma sanayisinde yerlileştirmeyi %80’e çıkarması, Batı ülkelerinin Ankara’ya geçmişte uyguladığı baskının aynı düzeyde olmasını engelleyen ek faktörlerdir. 20. yüzyıla “Avrupa’nın Hastası” olarak başlayan, I. Dünya Savaşı’nda önemli bir bölümünü kaybeden, Kurtuluş Savaşı ile bağımsızlığını kazanmasına rağmen 20. yüzyılda küresel siyasi sistemin zayıf aktörlerinden biri olarak kalan ve önce Avrupa ülkeleriyle sonra da Amerika Birleşik Devletleri ile asimetrik bir karşılıklı bağımlılık ilişkisi yaşayan Türkiye, son zamanlarda ekonomik, askeri ve diplomatik hamlelerle uluslararası siyasi sistemde önemli bir yer edinmiştir. Satın alma gücü paritesine göre dünya ekonomisinin 11. büyük ekonomisi olan Türkiye, Libya, Katar ve Somali gibi ülkelerle ilişkilerinde görülebileceği gibi klasik bir bölgesel güç sınırlarını aşan bir etkiye sahiptir. Türkiye, gücü ve uluslararası siyasi sistemin yapısı sayesinde mümkün olan bir denge politikası yoluyla bağımsız bir dış politika izlemeye devam etmektedir. Ancak, küresel güç mücadelesi gün geçtikçe yoğunlaşıyor ve tüm bu başarılarına rağmen Türkiye, özellikle ekonomik alanda ABD, Çin, Japonya ve Almanya gibi ülkelerin gerisinde kalmaktadır. Bu nedenle, bağımsız dış politika açısından elde edilen kazanımların korunması ve bu kazanımların daha da ilerletilmesi sadece Türkiye’nin ekonomik, askeri ve diplomatik kapasitesini daha da artırması durumunda mümkün olacaktır.